Kimliğini Kaybeden Kız

Kimliğini Kaybeden Kız

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde değil; tam da şuanda ve burada bir kız varmış. Zaten bütün derdi de hep evvel zamanda kalmakmış. ‘Önceden böyleydim’ler, ‘eskiden ne güzeldi’ler varmış. Bilmezmiş ki bütün bu söylemler onu her şeyden alıkoyarmış. Mesela mor rengi çok severmiş ve hep mor giyermiş. Bilmezmiş ki sarı da çok güzel olurmuş. Gel zaman git zaman bu kız günün birinde aynaya bakmış. Bir de ne görsün! Bütün mor kıyafetleri küçük görünmeye başlamış. Pantolonun paçaları kısalmış, tişörtü iyice çekmiş.. E peki nasıl fark etmemiş bunca zamandır? Hiç mi aynaya bakmamış, ben ne yapıyorum, neye kime benziyorum dememiş?

 

İşte o aynaya baktığı an gördüklerinden hiç hoşlanmamış. Saçları çepiş çepiş olmuş mesela, hiç mi görmemiş? Giydiği ayakkabılar hep aynı yöne götürürrmüş, hiç mi başka yer merak etmemiş? Bir tek gözlerini sevmiş, onlar hiç değişmemiş. Sadece hep aynı şeylere bakıyormuş. Kız aniden o ayna karşısında çırılçıplak kalmış. Hiç bildiği kendisine benzemiyormuş. Onu o yapan her şey elbiseleriyle birlikte gitmiş. Adeta ‘hiçkimse’ olmuş. Dehşete düşmüş. Şimdi ne olacak?

 

Bir süre kıpırdamadan öylece kalakalmış. Bir süre sonra başını yerden kaldırabilmiş ve aynada kendisine bakabilmiş. Hemen kendi kıyafetlerini aramış, bulamamış. ‘Onlarsız ne yaparım?’ Çok acı vermiş bu ona, çok korkmuş. Birkaç zaman öylece beklemiş sadece. Beklemiş, beklemiş.. Kafası çok karışmış.. Ellerini kollarını hareket ettirmeye başlamış ve aslında o küçük kıyafetler olmadan daha rahat hareket ettiğini fark etmiş. Hareket ettikçe duyduğu o korku yerini özgürlüğe bırakmış. Bütün kıyafetlerinden arınmak onu nasıl da özgürleştirmiş. Nasıl oldu da bunca zamandır hareketlerini bu kadar kısıtlayabilmiş? Artık aynaya baktığında sadece kendini görüyormuş. ‘Sadece kendi’. Belki de ‘hiçkimseyim’ dediği şey gerçekten kendi olmasıymış.

 

Bu kız biranda bütün kimliklerini kaybetmiş. Belki de onlardan kurtulmuş!? Bir güç gelmiş sanki ona, ‘Her şey olabilirim. İstediğim her ne ise, onu yapabilirim!’ Herhangi bir amaç gütmeden, sadece merak etmiş.. Hayata ilk kez geliyormuşçasına, etrafındakileri ilk kez görüyormuşçasına her şeyi incelemeye başlamış. İlk önce ağaçları fark etmiş. Onlara odaklanıp baktıkça onların da kendisini gördüğünü fark etmiş. ‘Görülmek için önce görmek gerek. Hatta önce kendinin kendisini görmesi gerek.

 

 

’ Ben demiş ağaca, ben şimdi neyim? Sen demiş, bende ne görüyorsan osun. Ama demiş sen çok güçlüsün! O zaman sen de çok güçlüsün demiş ağaç. Kız, anlayamamış. Ağacın yanına gitmiş, ona dokunmuş, nasıl köklendiğini hissetmiş, o kocaman gövdesine sarılmış ve öylece kalmış. Kim bilir ne kadar zaman öyle kalmış ama kız ağaçla birlikte yere köklendiğini hissetmiş. Ayakları sımsıkı yere basıyormuş. Kendi bedeninin bu kadar güçlü olduğunu belki de ilk kez o an keşfetmiş. Yıllarca ona bakayım, şunu yapayım derken, kendi nerdeymiş? Şimdi sadece, hiç koşuşturmadan ‘duruyormuş’. Durup kendine ve etrafına bakıyormuş. ‘Yeşil ne kadar da güzelmiş’.. ilk defa başka renklerin olduğunu da fark etmiş. Gölgesinde dinlenmiş. Hiçbir yerden ve hiçbir kimseden sorumlu değilmiş. Ağaçta güçlenmeyi, köklenmeyi ve bir o kadar da farklılığı görmüş.

 

 

Birden yağmur yağmaya başlamış. Kimliksiz kız suya da sormuş, ben kimim? Sen demiş su, bende ne görüyorsan osun. Kızın kafası yine karışmış. Niye kimse bir cevap vermiyor ki, diye de içerlemiş. Peki demiş, vardır bir bildiği. Bir süre sadece suyla birlikte kalmış. Suyun tenine değişini, doğayla buluşmasına bakmış. Sanki suyla birlikte bir şeylerin akıp gittiğini hissetmiş. Yağan hiçbir damla temelli kalmıyormuş bedeninde, akıp gidiyormuş. İçine keder olan her ne varsa su onları alıp götürmüş. Ona anlatmış, anlatmış.. Yıllarca hep aynı yönde gitmeyi seçtiğini anlatmış. Her damla bu kadar farklı olabiliyorken, ben nasıl oluyor da aynı kalmayı seçtim? diye geçirmiş içinden. Hep aynı şeyleri yaparak nasıl farklı bir sonuç bekledim ki? Su ile hiçbir şeyin kalıcı olmadığını ve sürekli bir devinim olduğunu anlamış. Bunları fark ettikçe tam içinden gelen kalbinin sesini duymaya başlamış. Sanki ilk defa kalbinin atışını bu kadar net duyuyormuş. Ne kadar da güçlü, yaşamak için tutkulu atıyor! Dinginliğin, kendi gerçekliğinin içindeki gücü hissetmiş.

 

Derken derken uzaktan bir yerden bir ağıt duymuş. Kalbe dokunan, hüzünlü bir ağıt.. Bir acı kaplamış yüreğini. Bir yandan güçlü bedenini hissediyor, bir yandan da bir şeylerin yasını tutuyormuş. Güç ve hüzün birarada olur mu? Olurmuş işte. Her şeyi yapabileceğini fark etmiş. İstediği renkte giyinebileceğini mesela.. Artık sarılar, yeşiller giyebilirmiş. Ama bunları yaparken, bugüne dek yaptığı her şeyden, olduğu her kimlikten vazgeçmesi gerekiyormuş. Artık işine yaramayan ne varsa onları yenileriyle değiştirmesi gerektiğini kalben anlamış. Halbuki eski kendisi olmak ne kadar da güvenliydi! Yine hemen kendi kimliklerini aramış. Ama artık o kıyafetleri olmuyomuş ki ona! Denemek istemiş, kıyafetleri iyice küçülmüş. Bir bebeğin bedeni kadar kalmış. Bir hüzün kaplamış aniden kalbini. Ağlamış, ağlamış.. Ağlarken tıpkı yağmurun damlaları gibi akmayı hatırlamış. Her şey akıyor! Her şey geçip gidiyor! Yüreğini dele dele geçse de, geçiyor. Ve artık biliyor, bu da geçecek! Bir gün bugün seçtiği kimlikler de geçecek! Ağlarken gülümseye başlamış. Gittikçe kalbinde başka başka odacıklar açılmış. Daha önce hiç bu kadar dingin ve güçlü hissetmemiş. Kalbinin o bam bam atışını duydukça istediği her kararı alabileceğini fark etmiş. Bu içinde bir yerde hala hüzün hissetmesine sebep oluyormuş, çünkü yeni karar aldığı an diğerlerinden vazgeçmesi gerektiğini biliyormuş. Ama gözleri açılmış adeta, hayatla arasındaki o buzlu amlar kalkmış, tamamen çıplak gözlerle bakmaya başlamış dünyaya.

 

 

Küçük kimliksiz kız aslında kimliklerini kaybetmemiş, kendini tanımaya yeni başlamış. Kendini tanıdıkça, içindeki küçük kızı gün be gün büyütmüş. Bu büyüme hali zaman zaman çok canını yakmış. Ama şu ses hep kulağında çınlamış: ‘Bu da geçecek, her şey gibi bu da gelip geçecek.’

Leave a Comment